Fotoğraf Hikayeleri

Ağustos 9, 2007

Alıklar İçin Kozalak Hikayesi

Kategori: Fotoğraf Hikayeleri — kozalak @ 9:41 am

Sürgün / ExileI. BÖLÜM             Ağır gecenin içinden bir kaç kadeh şarapla çıkabileceğini düşündü. Olmadı. Belki kutsal metinlerden geçer bu kurtuluş, diye geçirdi içinden; bir süre oturup kitap okudu. Olmadı. Olmayınca, kalkıp müzik dinlemek istedi. Disklerin içinden en neşeli albümü bulup dinlemeye başladı. Birinci parça, ikinci, üçüncü. Hiç biri neşeli değildi bu şarkıların; neşeliymiş gibi görünüyorlardı yalnızca.  Mutsuzdu. Aslında mutsuz olması için geçerli bir neden de yoktu. Mutsuzdu işte. Bütün mesele durduk yerde böyle bir duyduya kapılmasıydı.  Yürümeyen birşey yoktu hayatında. Sevgilisi, annesi-babası, kardeşi, işi-gücü; hepsi tastamamdı ve üzerlerine düşeni yapıyorlardı.              Çalışma masamı aydınlatan koyu mor ışığı besmeleyle kapattım. Uzun süredir yapmadığım birşeyi yaptım ve gidip onun yanına oturdum. Sıkıcı bir müzik dinliyordu her zamanki gibi. Sıkıldığımı belli etmedim, ama sormadan da edemedim bu anlamsız şarkıları hâlâ neden dinlediğini.  Yıllar içinde kendini geliştirmiş olmalıydı. Hayat geçiyordu ve durmak, damıtmak, rafine etmek yerine gelir geçer şeylerle uğraşıyordu. İç sesini dinlemek ve huzura giden yolun aslında kendi elinde olduğunu bilmek istemiyordu bir türlü. İnatçı biriydi. Onu tanıdığım günden beri bu inatçılığından birşey kaybetmemişti. Konuşmaya, tekrar anlatmaya, mutsuz olmasının şu şartlarda saçma olduğunu düşündürtmeye çalıştım. Beni dinlemiyordu. Hiç dinlememişti. Her zamanki gibi kimseyle ilgisi olmadığını, bunun içinden geldiğini söylüyordu. Belki içinde kaldığını ve artık düzelmeyeceğini.             Karanlık odasının hüzünle iyice kararmış  duvarlarına bakıp durdu gece boyunca. Hayatta aradığının da beklediğinin de o olmadığını düşündü. Sadece yalnız kalmamak içindi bu evde ona yaptığı sevgi gösterilerinin nedeni. Evin içinde bir ses olsundu. Sıkılınca konuşabileceği biriydi o. Sakindi. Sakinliği belki huzura olan düşkünlüğünden belki de yaşının yüklediği, yıllar içinde ezip geçen hikayalerindendi. Bunu hiç bir zaman anlamamıştı. Ne bunu, nede onun neyin peşinde olduğunu. İlk zamanlar sadece bedeni hazlar için birlikte olduklarını düşünmüştü.  Zaman geçtikçe durumun sandığı gibi olmadığını, güzelliğin, estetiğin ve çekiciliğin zihnen de gerçekleşebileceğini öğrenmişti sayesinde. Diğer taraftan, aile bireyleri kendi seçimi değildi. Onlardan nefret etmiyordu, ama çok sevdiğini de düşünmüyordu.  Söz gelimi eskiden çekilmiş aile resimlerine bakmak onu alıp o günlere götürmekten ziyade içindeki kimsesizlik duygusunu kamçılıyordu.  Bunun da nedenini asla anlayamadı.              İçimdeki bu çaresizlik ve mutsuzluk duygusunu yenmek için elimden geleni yaptım. Söylediği gibi kendimi oyalayacak şeylerle uğraştım bir süre. Gidip kendime bir nefesli müzik aleti aldım; bir pan fülüt. Ama yedinci aya geldiğimde hâlâ aletten bir ses çıkartamadığımı görünce kaldırıp attım. Sonra resim yapmak istedim. Yeteneğimin olmadığını anlayınca derhal onu da bıraktım. Hattı, ebruydu, kildi, boncuk dizmeydi derken beni oyalaması ve kafamı dağıtması  gereken herşeyden nefret eder oldum. Sonuçta hiç birini becerememiştim. İnsan yaptığı işi tam yapmak istiyor. Yada ben öyle düşünüyorum. Olacaksa en mükemmeli olmalı, yoksa mükemmeli yapanları izlemeli hayatta.             Bir müddet ne yaptığını anlayabilmek için sustum. Yalnızca izledim. Elindeki tahta sırığın ucuna bir çaput bağlamış, çaputla tavada, krişlere, köşelerde bir şeyleri yakalamaya çalışıyordu.  Yüksek tavana yetişmesinin zor olduğu yerlerde altına sandalye koyuyor, olmazsa sandalyeyi minderlerle yükselterek uzanmaya çalışıyordu. Sonunda işi bittiğinde ter içinde kalmıştı. Ne yaptığını sorduğumda, ağlarımı temizlediğini söylüyordu. Beni bir örümceğe benzettiğini, ama bu örümceğin öyle bildiğimiz türden, sıradan bir ev örümceği olmadığını, insanın içine işleyen bir zehrim olduğunu ve bu zehri kötü amaçlar için değil, iyi şeyler için kullandığımı anlatıyordu. Arada bir ürettiğim ağları almazsa, o ağların içinde kaybolup gideceğini düşünüyordu.            İyi yada kötü bir anlam verememiştim buna.  Anlamlandırmakta zorlanınca, belki de eve bir devekuşu yumurtası asmalıyız, o zaman hiçbir örümcek evin içine giremez, içeridekiler de kaçar.

Avni Kantan

URI'nin geri izlemesini yap.

WordPress.com'dan blog alın.